Dünya, Aralık 2019’da Çin’den gelen haberlerle ilk kez koronavirüs ile tanıştı. 2020’nin Mart ayına geldiğimizde ise Türkiye virüs ile ilk kez tanıştı. O günden bu yana hayatımızda birçok şey değişti, hatta hiçbir şey eskisi gibi kalmadı.

Koronavirüs ile hayatımızda belli olan tek şey ise galiba ‘belirsizlik’. Aşı yarışlarının ve tedarikinde sıkıntıların yaşandığı bu süreçte biraz belli olmaya başlayan şey ise, ülkelerin seçtiği aşılar üzerinden verilen siyasi mesajlar demek yanlış olmaz.

Dünyada şu an 100’den fazla firma aşı çalışması yürütüyor, ancak isminizi sıkça duyduğumuz aşılar; Pfizer/BionTech, AstraZeneca/Oxford, Sinovac, Sputnik V, Johnson&Johnson ve Moderna.

Kendi aşısını üreten az sayıda ülke olduğu için dünya şu anda salgından kurtulmak için aşı üreticilerine bağlı. AB üyesi 27 ülke milyonlarca doz aşı siparişi verirken, İsrail’de Pfizer/BionTech ile yaptığı anlaşmayla en erken normale dönen ülkelerden biri oldu. Milyonlarca aşının tamamını Avrupa ülkeleri ve ABD ithal etti, bu ülkelere Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni de eklemek yanlış olmaz.

Bu noktada konu adını sıkça duyduğumuz aşı milletçiliğine geliyor. Haberturk.com’a özel açıklamalarda bulunan Antalya Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, dünyayı bekleyen sınavın bu olduğunu dile getirdi.

Prof. Dr. Oğuzlu, “Gelişmiş ülkeler vatandaşlarını istediği kadar aşılasın, dünya açık olduğu sürece yeniden eski senaryoya dönülebilir. Bu bir insanlık sınavı, batılı ve Çin ve Rusya gibi doğulu aktörlerin algısını etkileyecek bir şey. Bunun yumuşak güç savaşına dönme ihtimali de var.” dedi.

Hindistan, Çin ve Rusya gibi ülkeler aşıya ihtiyaçları olsa da dünya üzerindeki algılarını değiştirmek için aşı dağıtımında bulunduklarını belirten Oğuzlu, “Aşı dağıtımı üzerinden bir yumuşak güç devşirme politikası uyguluyorlar.” dedi.

2020’nin sonuna doğru dünyada Çin ve Doğu Asya ülkelerinin bu işi başaracağı, Batı’nın ise krizde olduğu algısının hakim olduğunu ifade eden Oğuzlu, “Son iki üç aydır bu tersine döndü. ABD ve İngiltere’nin ciddi aşılama yapmasıyla bu algı değişti. ABD ve İngiltere salgın gibi küresel sorunlarda çok taraflı insiyatifler alarak liderlik etmeye soyundular. Çin’i bu konuda geçmeye yakınlar.” dedi.

Öte yandan, Rusya, şubat ayında İsrail’in Sputnik V aşılarını Suriye’ye göndermesi karşılığında Suriye’de tutulan bir İsrail vatandaşının serbest bırakılmasını sağladı. Ayrıca Rusya, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine aşı tedarik ederek bu ülkeleri kendi eksenine yaklaştırdı. Rusya’nın dış politika alanında bazı tavizler vererek aşı diplomasisine katılması gözden kaçmamalı.

Haberturk. com’a özel açıklamalarda bulunan Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın, “ABD’nin kullandığı aşılara baktığımızda Çin ve Rus aşısı kullanmayı düşünmüyor. Aynı şekilde Rusya da aşı üretmesine rağmen ciddi açıkları var fakat Batılı ülkelerden aşı almayı düşünmüyor. Avrupa ülkelerine baktığımızda yine Batı da üretilmiş aşıları tercih ediyorlar. Buna karşılık Balkanlar da Slav kökenli ülkeler AB’ye üye bile olsalar Rus aşısını kullanmayı kabul edebiliyorlar.” dedi.

Aşı tedarikinin sağlık sorunu olmasının yanı sıra ülkelerin aşı tercihlerinde mutlaka siyasi bir mesaj olduğunu belirten Prof. Dr, Aydın “Özellikle ABD ile sorun yaşayanlar ülkeler öncelikle Çin’e gidiyor. Burada bile bir ayrım var, Rusya’dan önce Çin’e gidiyorlar. Rusya’yı da ABD düzeyinde bir siyasi sorunlu aktör gibi görüyorlar. Çin bazı ülkeler için daha nötr gözüküyor.” ifadelerini kullandı.

Uzun vadede aşı talebinin yüksek kalması halinde, ülkeler arasında dünyanın baskın tedarikçileri olma rekabeti, bugünkünden çok farklı bir küresel güç dengesine yol açabilir. Prof. Dr. Aydın bu konuya ilişkin şöyle konuştu:

“Bazı ülkeler daha uyanık davrandı. İsrail tüm ülkeyi denek olma şartını kabul ederek büyük bir avantaj elde etti. Kanada, Hollanda, Avustralya erkenden çok sayıda aşı anlaşması yaptılar. Bunun dışında aşıya büyük miktarda yatırım yapan ülkeler var. Bu aşıların hiçbirisi şu an serbest piyasadaki parayla üretilmiş aşılar değil. Hepsi neredeyse devletlerin katkılarıyla üretiliyor. Pandemi dönemi olduğu için bütün ülkeler büyük para koydular. Bu paraları koyan ülkeler üretimde bir öncelik de elde ettiler. Bütün bunların dışında kalan çoğunluğu oluşturan ülkelere baktığımızda işin içine aşı diplomasisi, jeopolitik çıkarlar giriyor. Aşılar sadece ticaret ürünü olarak satılmıyor, devletlerin çıkarları ve yönlendirmesi çerçevesinde satılıyor.”

Hangi ülkeye kaç aşının gittiğini taleple ilgili olmadığı belirten Prof. Dr. Aydın, “Hindistan aşıyı bulan bir ülke değil ama önemli aşıların önemli miktarı Hindistan’da üretiliyor ve Hindistan bundan yeterince pay alamıyor . Sadece patent değil, hammadde, koordinasyon sorunları da mevcut. Bunu organize edebilecek bir ülke çıkarsa ve diğer ülkelere bunu yoğun bir şekilde dağıtmaya başlarsa o ülke pandemi sonrası için büyük bir avantaj elde edecek. Ve buna en yakın ülke ABD gibi gözüküyor.” ifadelerini kullandı.

Son olarak ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, koronavirüse karşı geliştirilen aşıların üretim kapasitesinin artırmak için fikri mülkiyet hakkının kaldırılmasını desteklediklerini açıkladı. AB’den de konuya ilişkin destek mesajı geldi.

Aşı tedariki üzerinden siyasi mesajların verildiği, jeopolitik çekişmelerin yaşandığı bu düzende birlikte salgından kurtulmak adına birleşebilmek umut veren bir gelişme…