Diken’den Canan Coşkun’un haberine göre, Yıldırım’ın mesai arkadaşı B.U.’nun oğlu A.U. ifadesinde, ‘yaklaşık 10 polisin kendilerini ters kelepçeleyerek mutfakta dövdüğünü, Birol Yıldırım’ın da ters kelepçeli bir şekilde 25 dakika boyunca dövüldüğünü’ anlattı.

Valilik ölüm nedenini ‘nefes darlığı’ olarak açıklarken tanık ifadeleri Yıldırım’ın orantısız polis şiddetine kurban gittiği yönünde.

“BENİ DOKTORA GÖSTERMEDEN RAPOR ALDILAR”

O gece şüpheli olarak karakola çağrılanlar arasında B.U.’nun oğlu A.U. da vardı. A.U., karakola gittikten sonra yaşananları polis ifadedesinde şöyle anlattı:

“Polis merkezinin önüne geldiğimde yedi sekiz polisin babamı kapının önündeki aracın içinde dövdüğünü gördüm. Babam ters kelepçeliydi. Karakolun dış kapısı önünde araçtan iner inmez yedi sekiz polis beni sokak ortasında dövmeye başladı. Ters kelepçe yapıp bir polis aracına bindirip tekrar dövmeye başladılar. Bindiğim araçta iki polis vardı. Araçtaki polisler sabıkamı görüp bana hakaret ettiler, darp etmeye devam ettiler. Sonra bizi Esenyurt Devlet Hastanesi’ne götürdüler, beni hiç doktora göstermeden ‘Darp yoktur’ raporu alıp tekrar polis merkezine götürdüler.

“DİNLENE DİNLENE DÖVDÜLER”

Babamla ikimizi yemekhaneye soktular. İkimiz de ters kelepçeliydik. Polis memurları bizi hazır bekliyordu. 10 kişiydiler. Dinlene dinlene ve kişiler değişe değişe bizi dövdüler. Yüzümüz duvara dönükken içeriye birisini fırlattılar. Adam benim sırtımdan destek aldı. Tanımadığım birisiydi. Ters kelepçeliydi. Bu şahsı 25 dakika ters kelepçeli darp ettiler. Sonra babam ve ben gibi ters kelepçeli dizlerinin üstünde dik durup duvara bakmasını söyleyerek odadan çıktılar. O sırada şahsın isminin Birol olduğunu öğrendim.

“ŞEKER VE KALP RAHATSIZLIĞI OLDUĞUNU SÖYLEDİ”

Birol bizimle konuşunca bir polis gelip ‘Kendi aranızda konuşmayın’ dedi ve Birol’u darp etmeye devam ettiler. Birol yere düştükten sonra kalkmak için benim omzundan destek aldı. Polislerden su istedi, polisler karşılık olarak suyu yüzüne vurdu. Birol’a ‘Senin üzerine işeyeceğim ama sana değmez’ diyerek darp etmeye devam ettiler. Bu polisler sırayla değişiyordu. Birol ‘Şeker var, kalp hastalığım var’ deyince, polisler ‘Konuşma lan, senin gibiler buraya çok geldi, rol yapma’ diyerek dövmeye devam ettiler.

“TELAŞLANIP KAMERALARI KONTROL ETTİLER”

Birol bana doğru düştü, ardından yere yüz üstü düştü. Sonra ağzı köpürmeye başladı, yüzü morardı, gözleri şişti. Polisler nabzını kontrol etti ama nabzını alamadılar. Telaşa düştüler ve bizi odadan çıkarttılar. Kameraları kontrol etmeye başladılar. O sırada telefonda bir polis bizi döven polislere talimat veriyordu. Omzunda tek yıldız apolet bulunan esmer, saçları yukarı taralı, gözaltıları hafif mor, maskesi ense kısmından bağlı, üzerinde siyah polis yemeği bulunan kişi diğer polisleri azmettirdi. Bizi en çok o dövdü. Diğer polislere bizi dövme talimatı verdi. Bizi darp eden polisleri görmem halinde kesin ve net olarak teşhis edebilirim.

“İÇERİDEN ÖLÜSÜNÜ ÇIKARACAĞIZ”

B.U. da sulh ceza hakimliğinde verdiği ifadede şunları anlattı:

“Bana oğlumu aramamı söylediler. Arayıp gelip teslim olmasını söyledim. Sonra beni bir yere götürüp oğlum gelene kadar darp ettiler. Oğlum geldikten sonra onu da darp edip bana seyrettirdiler. Sonra ekip aracında bizi hastaneye götürürlerken içlerinden birine telefon geldi. Telefondaki ses, ‘Zafer şef emir verdi. Bunları öldürene kadar ıslatın’ diyordu. Hastaneye gidene kadar bizi darp ettiler. Karakola dönerken de darp ettiler. Karakolda da nezaret yerine mutfak bölümüne götürdüler. Bana ‘Birol Bey kim’ diye sordular. Güvenlik müdürümüz olduğunu söyledim. Bana ‘İçeriden ölüsünü çıkaracağız’ dediler.”

“112 EKİBİNİ BİR SÜRE BEKLETTİLER”

Mutfakta beni ve oğlumu uzun süre darp ettiler. O esnada içeriye birinin daha girdiğini duyduk. Sesinden Birol bey olduğunu anladım. ‘Vurmayın, ben şeker hastasıyım’ demesine rağmen kendisini darp etmeye devam ettiler. Ayağında nasır olduğunu söylediğinde de kasıtlı olarak nasırına bastılar. O esnada bir çığlık attı ve morararak kendinden geçti. Bu esnada bir taraftan da üçümüze küfrediyorlardı. Birol beyin öldüğünü anlayınca kelepçelerimizi çıkarıp bizi camlı bir yere aldılar. Gelen 112 ekibini de hemen içeri almayıp bir süre beklettiler.”

NE OLMUŞTU?

Özel bir güvenlik şirketinde amir olarak çalışan 42 yaşındaki Birol Yıldırım, mesai arkadaşı B.U.’nun bir polis memuruyla tartışıp gözaltına alınması üzerine 5 Haziran’da saat 22:30 sıralarında Esenyurt Karakolu’na gitti. Bilgi almak isteyince rütbeli bir memurun, “Bu arkadaşı da alın içeri” talimatıyla saat 23:30 sıralarında gözaltına alındı. Dahası yönetmeliğe aykırı olarak doktor kontrolü için hastaneye sevk edilmedi. 

Gözaltı haberini alan iki mesai arkadaşı saat 00.00 sıralarında karakola gidip Yıldırım’ı görmek istedi ancak polisler sorularını yanıtsız bıraktı.

Tanık anlatımlarına göre gece saat 01.00 sıralarında sivil kıyafetli bir kadın, “Nabzı yok” diye bağırdı. 15 dakika sonra karakola ambulans geldi. Ambulans 45 dakika kadar karakolda kaldı. Sağlık görevlilerinden birinin, “Ex olmuş” (ölmüş) dediği duyuldu. Ambulans, Yıldırım’ı almadan karakoldan ayrıldı. Bir polis memuru karakoldan dışarı çıkarak, “Birol Yıldırım’ı tanıyan var mı? Kendisi polise şiddet uyguladı” diye bağırdı. Tanıkların “Evet” demesine rağmen Yıldırım kendilerine gösterilmedi. 

03.00 sıralarında savcı karakola geldi. Kısa bir süre sonra bir polis karakoldan dışarı çıkarak tanıklara, “Birol Yıldırım vefat etti. Başınız sağ olsun” dedi. 

Valilik ve emniyetten yapılan açıklamada Yıldırım’ın ‘bekletildiği sırada fenalaştığı’ belirtildi. 

Oysa Yıldırım’ın cenazesi yakınlarına teslim edildiğinde, burnu darp nedeniyle göçmüş ve kan akıyordu. Aynı şekilde kulaklarından ve gözünden de kan geliyordu. 

B.U., Yıldırım ailesinin avukatı Hüseyin Tuzcu’ya da şunları anlattı: “Çocuk (Birol Yıldırım) ‘Kalbimde stent var, bana vurmayın’ demesine rağmen iki yıldızlı komiser gözümün önünde ‘Buradan ölün çıkacak’ diyerek vurdu, küfürler ettiler. 11 polis vura vura öldürdü Birol Yıldırım’ı.” B.U. polislerden dokuzunu teşhis etti. Diğer iki polisi de teşhis edebileceğini söyledi.