Küresel enflasyonla mücadelede ‘6D riski’

Küresel çapta enflasyonist baskıların ne kadar süreceği tartışmaları ve bunun para politikalarına yansımasına dair belirsizlikler devam ederken, “6D” risk faktörlerinin enflasyonla mücadeleyi zorlaştıracağı belirtiliyor. Küresel ekonomik kriz dönemlerinde ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik her ne kadar literatürde denenmiş uygulamalara başvurulsa da düğümlerin çözülmesinde dönemin kendine has sorunlarına eğilmek kritik önem taşıyor. 2008 küresel ekonomik kriz döneminde merkez bankaları tarafından devreye alınan alışılmadık politikalara başvurulurken, sürecin kendine has dinamikleri 10 yıllardır deflasyonist riskle karşı karşıya kalan birçok ülkede enflasyonist baskıları gündeme getirdi. Koronavirüs sonrası süreçte değişen gündemin etkisiyle her ne kadar dünyanın en büyük iki ekonomisi ABD ve Çin arasında süregelen “kur savaşları” daha az dillendirilir olsa da Çin’in “Yuanı uluslararasılaştırma” emelinden vazgeçmediği biliniyor. Küresel çapta enflasyonist baskıların ne kadar daha süreceği tartışmaları ve bunun para politikalarına yansımasına dair belirsizlikler devam ederken, İngilizce’de “Delta variant (Delta varyantı)”, “Dignity of finance (mali saygınlık)”, “Deglobalisation (Küreselleşmeden uzaklaşma)”, “Dominance (hakimiyet)”, “Disarray (karışıklık)” ve “Dollar (dolar)” terimlerinin baş harflerini temsil eden “6D” risk faktörlerinin, enflasyonla mücadeleyi uzunca bir müddet daha gündemde tutması bekleniyor. Analistler, koronavirüs krizinin çözümünde öncekilerden farklı olarak uygulanan “kapanma” çözümünün tedarik zincirinde bozulmalara neden olduğunu, buna ek olarak iklim koşullarının da özellikle emtia tarafında arz yönlü baskıları artırdığını belirtiyor. Enflasyonist riskleri canlı tutacak risk unsurları arasında küreselleşmeden uzaklaşma da gösterilirken, hükümetlerin küresel entegrasyonun azaldığı koronavirüs sürecinde yeniden şekillenen tedarik zincirinde ülkelerini önemli pozisyona getirebilmek adına teşviklerden kaçınmayacağı belirtiliyor. Söz konusu risklerden hakimiyet unsuru ise arz yönlü koronavirüs krizi sürecinde talebi karşılamaya yönelik teşviklerin verilmesiyle iş gücü piyasasında kaybedilen hakimiyeti temsil ediyor. ABD ve Avrupa merkez bankalarının öncülük ettiği parasal destek programlarına kamu teşviklerinin eşlik etmesi ve normalleşme sürecine geçilmesiyle birikmiş talep etkisi, birçok ülkede enflasyonun yüksek seviyelere çıkmasına neden oldu. Afganistan ve Güney Afrika başta olmak üzere jeopolitik riskleri besleyen siyasi karışıklıkların, ürün fiyatları üzerinde yukarı yönlü etkisi bulunuyor. Halihazırda kuraklık ve sel gibi felaketler nedeniyle tırmanan gıda fiyatları, karışıklıkların da etkisiyle enflasyonist baskıları besleyen unsurlar arasında gösteriliyor. Vadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen, konuya yönelik değerlendirmesinde, “Hava koşulları, son 2 yıldır emtia fiyatları üzerinde oldukça etkili ama bu etki 2021’de çok daha kuvvetli oldu. Bir taraftan sıcaklar, diğer tarafta soğuklar, seller ve kasırga derken neredeyse bütün tarım emtia fiyatlarında benzer bir seyir var. Bunlara siyasi karışıklıklar da eklenince emtia fiyatlarında yukarı yönlü baskı önemli ölçüde hissedildi. Son yıllarda ABD ve Çin arasındaki anlaşmazlıklar da emtia fiyatlarını direkt etkiliyor. Tüm bunları bir arada değerlendirdiğimizde hem siyasi karışıklıklar hem de hava koşulları emtia fiyatlarını etkileyen önemli değişkenler olurken, bunların enflasyona yansımaları bir müddet daha gündemde olacak gibi gözüküyor.” dedi. Kovid-19 sonrası süreçte değişen gündemin etkisiyle her ne kadar dünyanın en büyük iki ekonomisi ABD ve Çin arasında süregelen “kur savaşları” daha az dillendirilir olsa da Çin’in “yuanı uluslararasılaştırma” emelinden vazgeçmediği biliniyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir