Amerikan Girişim Enstitüsü (American Enterprise Institute) adlı düşünce kuruluşunda çalışan, Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Michael Rubin, Washington Examiner adlı haftalık haber dergisinde yayınlanan yazısında, Kırgızistan’da günlerdir kendisinden haber alınamayan Sapat Eğitim Kurumları eski Genel Müdürü Orhan İnandı’nın Bişkek’teki Türk Büyükelçiliğinde tutulduğuna dair duyumların İstanbul’da Suudi Konsolosluğunda öldürülen Cemal Kaşıkçı’nın durumunu hatırlattığını belirtti. Rubin makalesinde şu tespitlerde bulundu:

“ERDOĞAN KAŞIKÇI OLAYINA TEPKİ GÖSTERDİ, AYNISINI KENDİSİ YAPIYOR”

2 Ekim 2018’de Suudi muhalif ve Washington Post köşe yazarı Jamal Khashoggi, yaklaşan evliliği için gerekli belgeleri işleme koymak için Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki konsolosluğuna girdi. Konsolosluğa girer girmez Suudi istihbarat görevlileri onu öldürdü. Dünya tepki gösterdi. Time, Kaşıkçı’yı “yılın adamı” seçti. AKP lideri ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “insanlığın ortak vicdanını” yaralandığından bahsetti ve Suudi Arabistan’ın tüm failleri ortaya çıkarmasını ve yargılamasını talep etti.

“İNANDI OLAYI BLİNKEN’IN SAMİMİYETİNİ GÖSTERECEK”

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken göreve başladığında, yurtdışında yaşayan muhalifleri taciz edenlerin vizelerini kısıtlamak için bir “Kaşıkçı yasağı” ilan etti. Blinken’in fikri güzeldi, ancak Kaşıkçı olayıyla benzerlikler taşıyan yeni bir vaka, Blinken’in ne kadar samimi olup olmadığını gösterecek.

31 Mayıs’ta Kırgızistan’da itibarlı bir okul ağının kurucusu olan Türk asıllı eğitimci ve Kırgız vatandaşı Orhan İnandı, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te kayboldu. Arabası evinden beş mil ötede, kapıları açık halde bulunduktan sonra ailesi Kırgız makamlarıyla temasa geçti.

“BÜYÜKELÇİLİKTE TUTULAN İNANDI’YA İŞKENCE YAPILDIĞI İDDİASI VAR”

İnandı’nın eşi, Türk istihbarat görevlilerinin eşini Bişkek’teki Türk Büyükelçiliği’nde tuttuğunu, işkence yaptığını ve Kırgız vatandaşlığından vazgeçtiğine dair belgeleri imzalamaya zorladığını bildirdi. Türk istihbaratının, Bişkek havaalanında onu Türkiye’ye götürmek için bekleyen özel bir jeti olduğu, ancak onu büyükelçilikten çıkaramadığı bildiriliyor.

Türk yetkililer, İnandı’nın kaçırılmasını, Erdoğan’ın aşırılıkçı anlayışının aksine, Anadolu Sufi İslam’ını teşvik eden muhalif ilahiyatçı Fethullah Gülen’in takipçisi olduğu gerekçesine dayandırıyor. Türkiye, Erdoğan’ın Gülen ile on yıl önce ayrılmasından bu yana 100’den fazla muhalifi zorla Türkiye’ye getirtse de, İnandı olayı, Türkiye’nin başka bir ülkeden o ülkenin vatandaşını kaçırmaya çalışması bakımından bir ilk.

Erdoğan tüm Gülen takipçilerinin terörist olduğu için işkence, taciz ve katledilmeye maruz kalabileceğini savunuyor. Bu mantıkla, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın Kaşıkçı’ya karşı yürüttüğü operasyonun mantığı paralellik gösteriyor. Tıpkı Erdoğan’ın bir zamanlar Gülen’i kucaklaması gibi, Suudi kraliyet ailesi de bir zamanlar Müslüman Kardeşler ile çok yakındı. Kaşıkçı’nın Müslüman Kardeşler’le ilişkilerini koparmaması Prens Muhammed’in zihninde Kaşıkçı’nın hayatını sona erdirmek için yeterliydi.

“İNANDI’YA SADECE İNANÇLARINDAN ÖTÜRÜ ZULMEDİLİYOR “

Blinken, Khashoggi’nin kişisel inançlarının Suudi eylemlerini haklı çıkarmadığını haklı olarak kabul etti. Sonuçta, Kaşıkçı’yı terörizm veya şiddet ile ilişkilendiren hiçbir inandırıcı kanıt yoktu. Aynısı İnandı için de geçerli: Şiddete karıştığına dair bir kanıt yok; sadece inançlarından ötürü bu muameleye maruz kalıyor.

İnandı’nin hayatta kalıp kalmayacağı belli değil. Her iki durumda da, Blinken’in sessizliği, Kaşıkçı yaptırımlarının ahlaki otoritesini zayıflatıyor. Zaman tükeniyor, Blinken’in İnandı hakkında konuşmasının zamanı geldi. Kaşıkçı yaptırımlarını şu anda en çok hak eden kişi Recep Tayyip Erdoğan.