Kazan, “Muhalefet ve yurttaş olunca hızla harekete geçen yargının, siyaset-mafya ilişkilerinde suskun kalması utanılması gereken bir durum” dedi.

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, iddialara konu olan isimlerin suskunluğunu ise, “Sessizlik ikrardan gelir” sözleriyle yorumladı.

Yargının harekete geçmemesine eleştiren Kazan şunları söyledi:

“Yaşananlara şaşırmak mümkün değil. Zaten bunlar olabilsin diye belki de Türkiye anayasasızlaştırılmıştır. Savcılık sessiz değil aslında CHP’lilere fezleke hazırlıyor, çalışıyor. O çalışmalar da zaten bugün yaşadığımız sistemin ayakta kalmasını sağlamak için. Şu an savcılık makamında içlerinde gerçekten bu gelişmeleri benim gibi utanarak izlemek zorunda kalan savcılar ve yargıçlar var tabii ama büyük çoğunluğu zaten bu sistemin bir çeşit tamamlayıcısı durumunda.

O nedenle bunları seyreden savcılık pekâlâ ana muhalefet partisi lideri için ve ana muhalefet partisi yöneticileri için fezleke hazırlayabilmektedir. Burada her şey için susmak savcılık adına utanılacak bir şeydir, utanılması gerekir. Ben seyrederken utanıyorum, onlar işin başında duruyorlar, nasıl utanmadan duruyorlar?

Bankalar Kanunu’nun değişiminden beri bu türden kredi verilmiş olması yerleşmiş kararlara göre çok açık zimmet suçunu oluşturur. Ve BDDK’nin seyirci kalması da suçtur. Dehşet içinde izliyorum. Birçok insan yanlış kredi verdiği için hem yıllarca süren mahkûmiyet cezalarına çarptırıldı hem de elinde ne varsa alındı.

Bunu daha yeni yaşadık. Üstelik o davaların çoğu AKP iktidarı zamanında açıldı, AKP iktidarı zamanında sonuçlandı. Oysa şu anda yaşananlar onlardan çok daha vahimdir. Çünkü bu yalnız kredi sorunu değil, bir gazeteyi ele geçirmek amacıyla yapılmış, son derece kirli bir arayışın ürünüdür. O kirli arayış desteklenmiştir. Zimmet açıktır ama zamanaşımı da öyle hemen diye geçmez. Hem BDDK açısından hem kredi verenler açısından herhalde sandık kurulduğunda, herhalde hukuk devletini inşa edecek bir siyasal iktidar doğduğunda hesabı sorulur.”