Gazeteci Erk Acarer, “Erdoğan azade edilmeye çalışılıyor ya, sanki hiçbir şey bilmiyor gibi. Öyle değil” diyerek, Türkiye’den Almanya’ya uzanan paramiliter yapılar ve AKP bağlantılarını anlattı.

“Her şeyi Erdoğan biliyor, her şey Erdoğan’ın çevresinde olup bitiyor” diyen Acarer, yapının Cumhurbaşkanlığı MİT Müşteşarlığı, AKP’li Metin Külünk, Avrupalı Türk Demokratlar ve sonunda da Almanyalı Osmanlılar’a kadar uzandığını söyledi. 

Artı TV’deki yayında Acarer, Alman istihbarat raporlarında geçen konuşmalara göre, UETD’nin (Union of European Turkish Democrats) Külünk’ten silah istediğini Külünk’ün “Şimdilik silaha gerek yok. Siz sopalarla Kürtlerin kafasını kırın, bunları kaydedin ve muhaliflere  korku saçalım” dediğini belirtti.

Acarer, “Toplum güvenliğini tehlikeye atmak” gerekçesiyle 2018’de kapatılan Almanyalı Osmanlılar’ın tehdit, gasp, uyuşturucu, şantaj, evrakta sahtecilik ve fuhuştan elde ettiği paralarla faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydetti. 

Taronis isimli ABD orijinli enerji şirketinin Türkiye ayağı olan ve Almanyalı Osmanlılar’ın eski başkan yardımcısı olan Taner Ay’a da değinen Acarer, Ankara merkezli şirketin kurulduktan 2 ay sonra 20 milyon dolar kredi aldığını anlattı.

Acarer, Taner Ay’ın aşağıdaki fotoğraflarını gösterek, “Aslında kredinin nasıl alındığını bu fotoğraflardan anlıyoruz” dedi.

Acarer, Ay’ın Polis Özel Harekat Daire Başkanlığı’nda atış talimi yaptığı fotoğrafları da gösteren Acarer, “Şüphesiz bunların hepsinde büyük soru işaretleri var. Bir paramiliter durum görüyoruz ve bu saçaklanıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir şey olsa yıllarca konuşulur ve bir değil birkaç bakanlık ve hükümet devrilir” ifadesini kullandı. 

“Türkiye neden bu paramiliter çetelere ihtiyaç duydu?” diye soran Acarer, “Almanya’da ve Avrupa’nın başka yerlerinde çok önemli bir oy potansiyeli var. Aynı Türkiye’deki gibi burada da kutuplaşmaya ihtiyaç duyuluyor. Bu sayede AKP’nin oy oranının yükselmesi öngörülüyor. Bu nedenle de kitleler kemikleştiriliyor” görüşünü dile getirdi.

Acarer, bu yapının Almanya’daki ilişkilerini Sol Parti Milletvekili Hakan Taş ile de konuştu.

“Her şeyden önce yapılan Türkiye’deki varolan hükümetin mafya ilişkilerini ya da yasa dışı ilişkilerinden tabii ki haberimiz vardı. Açıklamalar bizim açımızdan şaşırtıcı olmadı. Mafyayla devletin iç içe olduğu zaten geçmişten bugüne varolan bir gerçek. Alman istihbarat servisinin ‘Almanyalı Osmanlılar’ ile bilgisi mevcut. Bu örgütün faaliyetleri yasaklandı ama sadece Duisburg değil, birçok yerde faaliyetlerini sürdürdüğünü biliyoruz” diyen Taş, şöyle devam etti: 

“Biz burada veya Türkiye’de bir enerji şirketi kursak ve 3 ay sonra 20 milyon dolarlık bir kredi başvurusu yapsak, almamız mümkün değil. Ama bu insanlar bunu alabiliyorlar, bu da ne kadar güçlü bağlantıları olduğunu gösteriyor bize. Metin Külünk aracılığıyla Ak Parti kaynaklarından buraya para aktarıldığını biliyoruz. Bu örgütün buradaki muhaliflere tehdit mektupları gönderdiği, şantaj ve fuhuş alanlarında faaliyet gösterdiği açığa çıkınca yasaklanmıştı. Fakat örgüt faaliyetlerine devam ettiği için hem Alman polisi hem de istihbaratı çalışmalarına devam ediyor.” 

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak seçimlerden sonra ortaya farklı koalisyon olasılıklarının çıkabileceğini söyleyen Taş, buna bağlı olarak Türkiye’ye yönelik politikanın da değişebileceğini söyledi. “Her şeyden önce Almanya hükümetinin Türkiye’ye karşı ikili oynadığını görüyoruz” diyen Taş, AB’den Türkiye’ye gönderilen “mülteciler için kullanılması gereken paraların denetlenmediğini” söyledi. 

“Türkiye hükümetinin mafyayla doğrudan işbirliği içerisinde olduğu, o mafyanın, o hükümetin ilişkilerinin buraya yani Almanya’ya kadar yansıdığından da artık buradaki yaşayanlar haberdar. Dolayısıyla mevcut hükümetin en azından varolan ilişkilerini Almanya’da bu şekilde sürdüremeyeceğini görüyoruz. Umarım yeni kurulacak hükümet bu konuda Merkel hükümetinden daha net bir tavır sergiler ve daha doğru adımlar atar” diyen Taş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her zaman söylüyorum, 6 bin Alman şirketi Türkiye’de iş yapıyor. Bunun yanı sıra diğer AB ülkelerinin şirketleri de Türkiye’de faaliyet gösteriyor. AİHM’in verdiği kararları uygulamayan bir Türkiye görüyoruz. Bir yandan Merkel’in Türkiye’ye gidip Erdoğan’ı desteklediğini biliyoruz, yani onunla birlikte görülüp güçlü bir lider konumunu desteklediğini en azından seçmen o şekilde anlıyor. Bundan sonra bunun böyle olmaması ve kartların açık oynanması gerekiyor. En azından yeni gelecek hükümetin Türkiye’deki muhalefeti desteklemesini istiyoruz. Erdoğan’la yol ayrımına gidilmesi gerektiğini onların da kendisinin görmesi gerekiyor.”